2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye’de yaklaşık 13 milyon işçinin yaklaşık 5 milyonu asgari ücret ile çalışıyor ki; bu sayılara kayıt dışı istihdam edildiği düşünülen yaklaşık 3 milyon işçi dahil değil.

Aslında bu rakamlar resmiyette doğru olmakla birlikte gerçeği yansıtmamakta. Şöyle ki; kayıtlı yani sigortalı olarak asgari ücretli çalışan sayısı 5 milyon değil, 2,5 milyondur. Diğer deyişle, 2,5 milyon tam zamanlı çalışan asgari ücretten yüksek ücret aldığı halde, işveren tarafından asgari ücret üzerinden sigortalı olarak gösterilmekte. Yaygın olarak gözlemlenen bu olgu, daha az prim ve vergi ödemek için, SGK’ya eksik ücret bildiriminde bulunan işverenin, çalışanına asgari ücreti aşan miktarı elden vermesiyle açıklanabilir. Ayrıksı olsa da dikkat edilmesi gereken bir husus da yaklaşık 1 milyon işçi, asgari ücretten düşük ücret aldığı halde ücreti asgari ücret üzerinden primleri ödenmekte yani resmiyette gözüken 5 milyon insanın sadece 1.5 milyonu gerçekten asgari ücret ile çalışmakta. Bu veriler, TÜİK Hanehalkı işgücü anketi verilerine dayandığı için resmi kayıtlardan çok daha samimi olmasının yanında çok daha gerçekçidir.

Bu durumun devlet, işveren ve işçi açısından farklı sonuçları, zararları ve kazançları (!) mevcuttur. Tahmin edebileceğiniz üzere devlet ve işçi burada zarara uğrarken, kötüniyetli işveren kazanç (!) elde etmektedir.

Dostlarım öncelikle şunu bilmemiz ve idrak etmemiz gerekmekte sigorta primi devletin bir alacağıdır. Ne işçinin ne işverenin bunun üzerinde bir karar verme yetkisi yoktur, olmamalıdır. Nihayetinde devletin alacağı demek sizin, bizim hepimizin alacağıdır. Yaklaşık olarak brüt ücretin %35’ini vergi ve sigorta primleri oluşturmaktadır. Yani brüt ücreti 4.000 TL olan bir kimsenin maaşı asgari ücretten gösterildiği takdirde devletimiz 700 TL zarara uğramaktadır.

Ancak işverenin bu ihlali tespit edilir ise çok ciddi yaptırımlar ile karşı karşıya kalmaktadır. Bunlara bakacak olur isek; devlet öncelikli olarak prim aslını talep edecektir. Ardından bu prime ait faiz ve gecikme zammı talep edilecek ve son olarak da her ay için iki brüt asgari ücret tutarında idari para cezası kesecektir. Bunlar işveren açısından söz konusu olacak mali sonuçlar, bir de işin cezai boyutu söz konusudur. Yeni düzenlemeler neticesinde maliye ve SGK’nın evrakları birleştirilmiş ve tek bir evrak halini almıştır. Yani Vergi Usul Kanununun 359. maddesine göre sigortalıların ücretlerinin eksik gösterilmesi halinde söz konusu ücret bordrosu muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge olarak tanımlanıyor. Bu durumda da işverenler ve işbirlikçileri hakkında 5 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.

Filler tepişiyor, çimenler eziliyor

Gerek idari para cezaları gerek ise hapis cezaları da öngörülse yine olan işçiye oluyor, bu durumdan en çok zarar gören yine işçiler oluyor. Yani filler tepişiyor, çimenler eziliyor.

Ücreti asgari ücretten gösterilen işçi en büyük hak kaybını tabiki emeklilik sırasında yaşıyor. Şu konuda anlaşmamız gerek, emekli maaşının hesaplanması hususunda her ne kadar değişik parametreler bulunsa da temel faktör çalışırken aldığınız ücretin (tabi ki prime esas ücretinizin) miktarıdır. Yani asgari ücret üzerinden primleri yatırılan kimse ile gerçek ücreti olan 4.000 TL üzerinden primi yatırılan kimsenin emekli maaşında çok ciddi farklılıklar olacaktır. İşvereninizin canı istedi, sizden memnun kalmadı veya başkaca bir sebep ile sizi işten çıkarma kararı aldı, bu durumda yine kıdem tazminatınız ve ihbar tazminatınız asgari ücret üzerinden hesaplanarak tarafınıza ödenecek. Bunun yanında işsizlik ödeneğinden yararlandığınız durumlarda da tarafınıza yapılacak ödemeler yine bu oranda düşük olacak. Kötü niyetli işverenlerce asgari ücret üzerinden ödenen primler ile her ne kadar hak kaybına uğramadığınız algısı yaratılmaya çalışılsa da, anlaşılacağı üzere kazın ayağı öyle değil. Asgari ücret üzerinden ödenen gerçek dışı primler ile kötü niyetli işverenler önce sizin geleceğinizden, yaşlılığınızdan, emekliliğinizden ardından da devletimizin kasasından çalmaktadır. 

Primleri asgari ücret üzerinden yatırılan işçinin iş akdini İş Kanunu gereğince haklı nedenlerle ve derhal yani bildirimsiz olarak fesih hakkı mevcuttur. Bu fesih neticesinde de gerçek brüt ücreti üzerinden kıdem tazminatı almaya hak kazanmaktadır. Çünkü Yargıtay açıkça primin ücretin bir parçası olduğunu dile getirmekle, bunun ödenmemesini veya eksik ödenmesini fesih hakkı olarak kabul etmektedir. Bunun yanında yargı kararlarında işçilerin fazla mesai ücreti, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, hafta tatili ücreti ve ihbar tazminatı gibi işçilik alacak kalemlerinin tamamının hesabı yapılır iken prime esas alınan ücret üzerinden değil de gerçek ücretleri üzerinden hesaplanmaktadır.

İşveren açısından bir diğer sorun da haftalık 45 saatten fazla çalışan işçiler için fazla mesai ücretlerini bordroya yansıtamadıkları için; işçiler tarafından bu hakların talebi halinde kendilerini savunmak adına yasal delil bulma noktasında son derece sorun yaşayacak olmasıdır. Bu da hâlihazırda işverenler tarafından ödenen ancak prime esas alınmayan ücretin tekrar ödenmesine sebep olabilecektir.

Bu açıklamalar ışığında net olarak görülebilecektir ki; bu uygulama hem işçinin geleceğinden çalmakta, hem de işveren için son derece risklidir. En ufak bir ihlal tespitinde elde etmeyi amaçladığı karın çok daha fazlasına, hatta özgürlüğüne dahi mal olabilmekte. Hal böyle iken işverenler için bugün, işçiler için de yarın başını yastığa rahat koyabilmek adına, bu uygulama ile mücadele etmek gerekmektedir.

Kaynak : samsunhaber.com